TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
BURSA
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2025/
KARAR NO : 2026/
HAKİM : ... ...
KATİP : ... ...
DAVACI :
VEKİLLERİ : Av.
Av.
DAVALI :
VEKİLİ : Av.
DAVA : İtirazın İptali
DAVA TARİHİ : 19/03/2025
KARAR TARİHİ : 04/06/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 19/06/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA; davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ... Pazarlama ve Dağıtım Ticaret A. Ş. ile davalı arasında 01/02/2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 28/02/2022 tarihinde .../... adresinde faaliyet gösteren ... isimli işletme için Açık Satış Noktası Sözleşmesi imzalandığını, sözleşme uyarınca davalının 18.086,280 litre ürün satın almayı ve markalı ürünlerin etkin bulunurluğunu sağlamayı taahhüt ettiğini, buna karşılık müvekkil şirket tarafından davalıya 61.500,00 TL tutarında katkı ödemesi yapıldığını, ancak davalının sözleşmeye aykırı şekilde müvekkil şirketten izin almaksızın işletmeyi devrettiğini ve taahhüt edilen ürün satışlarını gerçekleştirmediğini, bu aykırılıklar nedeniyle ... 48. Noterliği’nin 03.05.2024 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmenin feshedildiğini ve 61.500,00 TL katkı bedelinin iadesinin talep edildiğini, ödeme yapılmaması üzerine ... İcra Müdürlüğü 2024/... Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine davalının haksız ve mesnetsiz itiraz ederek takibi durdurduğunu, itirazın iptali davası açılmadan önce 18/10/2024 tarihinde arabuluculuğa başvurulduğunu ancak 08/11/2024 tarihinde anlaşma sağlanamadığını, itirazın iptalini yasal süresi içerisinde talep etme hakkının hasıl olduğunu, itirazın iptali davası açabilmek için 1 yıllık hak düşürücü sürenin olduğu ve hak düşürücü sürenin, yapılan itirazın tarafımıza tebliğinden itibaren başlayacağı izahtan vareste olduğunu, bu kapsamda, kanun hükmünde de açıkça ifade edildiği üzere itirazın iptali davası açabilmek için 1 yıllık hak düşürücü süre mevcut olup, tarafına tebliğ edilen itiraz dilekçesi bulunmadığından hak düşürücü sürenin başlamadığı da açıkça ortada olduğunu, bu haliyle, itirazın iptalini yasal süresi içerisinde talep etme hakkının hasıl olmuş olduğunu, davalı tarafından, müvekkil şirketinin başlattığı icra takibine haksız ve dayanaksız olarak itiraz edildiğini, davalının sözleşmenin 7. ve 20. maddelerini ihlal ederek işletmeyi devrettiğinin ... Sulh Hukuk Mahkemesi 2023/... D. İş sayılı delil tespiti dosyası ve bilirkişi raporu ile sabit olduğunu, davalının basiretli bir tacir gibi davranmayarak sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmediğini, icra takibine yapılan itirazın kötü niyetli olduğunu belirterek ... İcra Müdürlüğü 2024/... Esas sayılı dosyasına yapılan haksız itirazın iptaline, takibin devamına, alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP; Davalı tarafa usulüne uygun tebligata rağmen, cevap dilekçesi ibraz etmediği görülmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
Dava, taraflar arasında imzalanan 28.02.2022 tarihli Açık Satış Noktası Sözleşmesi ihlali iddiasından kaynaklı, katkı payı ödemesinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve icra inkar tazminatı talebine ilişkindir.
Ticaret mahkemelerinin görevi TTK'nın 5. maddesinde düzenlenmiş ve maddenin 1. bendinde, "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir." denilmiştir.Bir davanın ticari dava olup olmadığı ise, TTK'nın 4. maddesinde gösterilen ilkelere göre belirlenmekte olup, öğretide benimsenen görüşe göre de, ticari davalar kendi aralarında mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mutlak ticari davalar için tarafların sıfatlarına ve dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmazken, nispi ticari davalarda dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığı kriter olarak kabul edilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun hazırlanmasında esas itibariyle "ticari işletme" temelinden hareket edilmiş ve ticaret hukukunun önemli kurumları ticari işletme kavramı ile bağlantı kurularak tanımlanmıştır. Bu hususa TTK'nın 11. maddesinin gerekçesinde de değinilmiş ve "...ticari işletme kanunun temelidir; yani merkez kavramıdır; bu niteliği ile belirleyici, hatta tanımlayıcıdır..." denilmiştir.
Ticari işletme, TTK'nın 11/1. maddesindeki tanıma göre; esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Esnaf işletmesi ile ticari işletme arasındaki sınırın ise, ... tarafından çıkarılacak kararname ile belirleneceği hükme bağlanmıştır. Görüleceği üzere ticari işletmenin unsurları; esnaf işletmesi için öngörülen sınırın üzerinde bir gelir sağlamayı hedef tutan faaliyet, devamlılık ve bağımsızlık olarak düzenlenmiştir. Buradaki faaliyet iktisadi faaliyet olup, amacı gelir elde etmektir. Kanunda ticari işletme için herhangi bir miktarda gelir değil, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşar düzeyde gelir sağlama amacı aranmıştır.TTK'nın 3. maddesinde, "ticari iş" kavramı açıklanmış ve "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir." denilmiştir.Ticaret hayatının temel süjesi olan "tacir" de yine işletme kavramı bağlamında tanımlanmış ve "bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişi"ye tacir deneceği TTK'nın 12/1. maddesinde belirtilmiştir. Maddenin devam eden bentlerinde; bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimsenin, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılacağı ve bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olacağı hüküm altına alınmıştır.
Türk Ticaret Kanunu tacir kavramını gerçek kişiler ve tüzel kişilerde ayrı ayrı ele almış, gerçek kişilerde tacir sıfatının kazanılması bir ticari işletmenin mevcut olması, bir ticari işletmenin işletilmesi ve ticari işletmenin kısmen de olsa o kişi adına işletilmesi unsurlarına bağlanmıştır. Tüzel kişi tacir kavramının kapsamı ise TTK'nın 16/1. maddesinde düzenlenmiştir.TTK'nın "tüzel kişiler" başlıklı 16. maddesi, ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılacaklarını belirlemiştir.Aynı maddenin 2. bendi, Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendilerinin tacir sayılmayacakları hükmünü içermektedir.Tacir sıfatının ticari işletmeye bağlı olduğu düşünüldüğünde, adlarına ticari işletme işletilen tüzel kişilerin kural olarak tacir sayılacağı açıktır.Bu açıklamalardan sonra "ticari dava" konusuna gelindiğinde ise, TTK'nın 4. maddesinde ticari davalar sayılmış olup, bu maddede öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu düzenlemeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent hâlinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez. Bu genel kuralın yanında TTK'nın 4. maddesinin son cümlesindeki düzenleme nedeniyle yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale ve vedia gibi sözleşmelerden doğan davalarla, fikri ve sınai haklara ilişkin davalar da ticari davadır. Somut olayda uyuşmazlık, davacı şirketin yetkilendirmiş olduğu bayi veya distrribütör vasıtasıyla dağıtımını yaptığı ürünlerinin, tüketici taleplerine uygun, düzenli ve süreklilik arz edecek şekilde satın alınması, ürünlerin, müşteri talebini karşılayacak şekilde etkin olarak bulundurulması ve satılması, ürün satışına ilişkin faaliyetleri gerçekleştirme, davacı şirketin yetkilendirdiği bayiden/distribütörden ürün alma konusunu içeren sözleşmeden kaynaklanmaktadır. Bu tür sözleşmelerden kaynaklanan davaların ticari dava olduğuna ya da asliye ticaret mahkemelerinde görüleceğine dair yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle, eldeki davanın ticari dava olarak kabulü için uyuşmazlık konusunun her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olması ve her iki tarafın da tacir olması gerekmektedir.Eldeki davada, davacı için işin ticari olduğu sabit ise de, celp edilen ticaret sicil ve vergi kayıtlarına göre, davalı adına gerçek kişi ticari işletme kaydının bulunmadığı, davalının işi bırakma tarihi 05.05.2022 olup, işletme defteri hesabına göre defter tuttuğu anlaşılmakla, celp edilen gelir vergisi beyannamelerine göre, 2007/... sayılı ... Ayrımına İlişkin ... Kararı ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun ilgili maddeleri doğrultusunda davalının parasal hadlerin altında beyanının olduğu, davalının faaliyetinin esnaf faaliyeti olduğu, sonuç olarak davalı tacir olmayıp, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan bir dava olmadığı gibi, taraflar arasındaki ihtilafın Ticaret Mahkemeleri'nin görevini belirleyen TTK'nın 4. Maddesinde sayılan hususları kapsamadığı, dava konusu ihtilafa bakmakla görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olup mahkememizin görevsiz olduğu sonuç ve kanaatine varılmakla; dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM; Gerekçesi ve ayrıntısı yukarıda açıklandığı üzere;
1-Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, Davanın Görev Dava Şartı Yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE, Davanın konusu itibariyle davaya bakmaya görevli mahkeme ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ olduğundan HMK 20. Maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık süre içinde talep edilmesi halinde dosyanın görevli ... NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
2-Harç, masraf, avans ve vekalet ücreti hususlarının görevli mahkemece karara bağlanmasına, herhangi bir sebeple görevli mahkemede yargılamaya devam olunmaması halinde mahkememize iletilecek bir dilekçe ile yargılama giderlerine hükmedilebileceğine,
Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içinde ... Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde ... açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 04/06/2026
Katip ...
E-imzalıdır
Hakim ...
E-imzalıdır